444 1 633 0(553) 034 2205 prof.sinanekici@gmail.com
    • Sertleşme sorununun tedavisinde ağrısız, yan etkisiz en son teknolojik çözüm, LSWT (RENOVA®)

      Sertleşme sorunu (erektil disfonksiyon) 40 yaşın üzerindeki erkeklerin %69’unda görülen toplumsal bir sağlık sorunudur. Özellikle stres altındayken veya ciddi bir hastalık varlığında sertleşmeyle ilgili sorunlar görülmektedir. Sigara ve alkol tüketimi, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kan yağlarında yükseklik, kalp hastalığı, depresyon ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar sertleşme sorunu oluşturabilir. Ayrıca prostat hastalıkları, rektum ve kolon kanseri nedeniyle yapılan cerrahiler ve radyoterapi sonrasında da sertleşme sorunu sıklıkla görülmektedir.

      ss1

      Lineer Şok Dalga tedavisi (LSWT, piyasa markası RENOVA) Nedir?

      Doğrusal şok dalga tedavisi (lineer shockwave therapy, LSWT), daha önceki noktasal şok dalga tedavisine (ESWT) göre 4 kat daha etkili 2. jenerasyon bir yöntemdir. Daha geniş alana, daha etkili güçlü, direk etki ile erektil (sertleşen) dokunun her tarafına ulaşabilme özellikleriyle çok başarılı bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.

       

      LSWT, RENOVA® videosu için tıklayınız.

       

      LSWT’nin Etki Mekanizması Nasıldır?

      Penisin yapısında bulunan erektil dokuda düşük yoğunluklu şok dalgalarının etkisiyle yeni damar oluşumunu (anjiyogenez) uyarır ve arttırır. Yeni oluşan damarlarla penisin yapısındaki sağlıksız doku yenilenerek daha sağlıklı bir duruma gelir ve penisin sertleşme kalitesinde kalıcı bir sonuç ortaya çıkar.

       

      LSWT’den Kimler Yararlanabilir?

      Sertleşme sorunu tedavisinde sıklıkla kullanılan “ağızdan alınan ilaçlar” bazı durumlarda hastalar tarafından kullanım zorluğu veya yan etkileri nedeniyle tolere edilememektedir. Bazı durumlarda da bu ilaçlar yetersiz kalmaktadır. Bu noktada tedavide artık LSWT (RENOVA®) var! Daha önce bu hastalara 2. basamak tedaviler olan penise ilaç enjeksiyonları ve vakum cihazı kullanımı önerilmekteydi. Yan etkileri ve kullanım zorluğu nedeniyle hastalar ya tedavi olmaktan  vazgeçiyorlar, içlerine kapanıyorlardı veya 3. ve son basamak tedavi olan cerrahi yöntemle penise protez konulmasını kabul ediyorlardı.

      Temel olarak penis damarlarını etkileyen patolojik durumların tedavisinde LSWT etkili bir şekilde kullanılmaktadır.

      • Şeker hastalığı (diyabet mellitus)
      • Hipertansiyon
      • Kalp-damar hastalıkları, damar sertliği (ateroskleroz)
      • Sigara ve uyuşturucu ilaç kullanımı
      • Cerrahi ve radyoterapi sonrası ortaya çıkan sertleşme sorunu

       

      LSWT’nin Avantajları Nelerdir?

      • Hiç bir yan etkisi yoktur
      • Uygulama için yaş sınırı yoktur
      • Uygulama öncesi ve sonrasında herhangi bir özel hazırlık gerektirmez
      • Uygulaması basit ve hastaya herhangi bir rahatsızlık, ağrı vermez
      • Anestezi veya ağrı kesici kullanmaya ihtiyaç duyulmaz
      • Haftada 1 seans (20 dakika) olmak üzere toplam 4 seanslık uygulama ile kısa süreli tedavi imkanı
      • Seans sonrası hiç bir aktivite kısıtlaması olmadan, hemen günlük yaşantıya devam edebilme
      • Penisin tüm bölgelerine ulaşarak etkili uygulama yapılabilmektedir

      LSWT (RENOVA®) uygulaması için tıklayınız.

       

      Bilimsel Çalışmalar

      1. Vardi, Y., et al. Can low-intensity extracorporeal shockwave therapy improve erectile function? A 6-month follow-up pilot study in patients with organic erectile dysfunction. Eur Urol, 2010. 58: 243.
      2. Vardi, Y., et al. Does low intensity extracorporeal shock wave therapy have a physiological effect on erectile function? Short-term results of a randomized, double-blind, sham controlled study. J Urol, 2012. 187: 1769.
      3. Gruenwald, I., et al. Shockwave treatment of erectile dysfunction. Ther Adv Urol, 2013. 5: 95.
      4. Gruenwald, I., et al. Low-intensity extracorporeal shock wave therapy–a novel effective treatment for erectile dysfunction in severe ED patients who respond poorly to PDE5 inhibitor therapy. J Sex Med, 2012. 9: 259.

       

       

    • Prostat İltihabı (prostatit) prostat kanserine neden olur mu?

      Enfeksiyonun kronik enflamasyona yol açtığı, kronik enflamasyonun da kanser gelişimi için zemin oluşturduğu bilinen bir süreçtir. Bu konuda en belirgin örnek de gastritin kronik gastrit oluşumana neden olduğu, kronik gastritin de mide kanseri gelişimi için zemin hazırlamasıdır. Benzer bir durumun prostat kanseri gelişimi için önce prostatit, daha sonra kronik prostatit ve bunun da prostat kanseri gelişimi için zemin oluşturduğu düşüncesi ileri sürülmüştür.

      Prostat kanseri olan prostat dokularının incelemesinde kronik enflamasyon odaklarına sık rastlanılmaktadır. Fakat buna neden olan bir bakteri, parazit, virüs benzeri bir ajan henüz gösterilememiştir. Yapılan çalışmalarda cinsel yolla bulaşan klamidya, gonore, trikomonas, herpes simpleks virüsü enfeksiyonlarının prostat spesifik antijen (PSA) düzeyinde artışa neden olduğu gösterilmiş. Yani bu enfeksiyonlar prostat dokusunda enflmasyona ve doku yıkımına neden olarak PSA düzeyinde artışa neden olmaktadır.

      Özet olarak, enfeksiyon ajanlarının prostatta kanser oluşumu için enflmasyon zemini oluşturduğuna yönelik çalışmalar ve deliller olmasına rağmen henüz prostatitin prostat kanseri oluşumunda rol aldığına dair genel olarak oluşmuş bir fikir birliği henüz oluşmamıştır.

      En sık prostatit nedeni olan E. coli bakterisi kullanılarak prostatit oluşturulan hayvan deneylerinde prostatta kanserin başlangıç lezyonu olabilecek displazi ve atipik hiperplazi odaklarının oluşumuna neden olduğu gösterilmiştir.

      Prostatitler 4 kategoriye ayrılır:

      1. Akut bakteriyal prostatit
      2. Kronik bakteriyal prostatit
      3. Kronik prostatit/kronik pelvik ağrı sendromu
      4. Asemptomatik inflamatuvar prostatit

       

      Asemptomatik inflamatuvar prostatit hastada herhengi bir şikayete neden olmaz, prostat dokusunun incelenmesi sırasında tespit edilir ve çok yaygındır. Bugüne kadar yapılan epidemiyolojik çalışmalarda semptomatik olan prostatitlerle prostat kanseri ilişkilendirmiştir. Prostatit şikayetleriyle doktora gelen hastaların incelenmesi sırasında yüksek çıkan PSA değeri, hastaları prostat kanseri açısından yakın takip edilmeye yönlendirilmekte ve prostat kanseri tanısı konulabilmektedir. Bu durum da aralarında bir neden-sonuç ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir. Fakat, prostatitin prostat kanseri oluşumunu başlatma ve ilerlemesi için ortam hazırladığı yönünde elimizde bilimsel bir kanıt henüz yoktur.  Bu konuda yapılan deneysel çalışmalar akut prostatitin yıllarca sürebilen asemptomatik kronik prostatit odaklarının oluşmasına neden olduğunu ortaya koymuştur. Buradaki soru bu kronik prostatit odaklarının kanser oluşumunu başlatıp başlatmadığıdır. Bir başka teori de bu inflamasyona neden olan şimdilik bilinmeyen bir patojenin (bakteri, virüs vs) kanser gelişimini başlatabileceğidir.

       

    • Tümör trombüsünün eşlik ettiği böbrek kanserlerinde cerrahi tedavi

      trombus

      Böbrek kanseri en sık renal hücreli kanser histolojik tipinde olup ürolojik kanserler içerisinde ölüm riski en yüksek olanıdır. Tanı anında hastaların %25’inde hastalık yayılmış durumdadır. 1970’li yıllardan itibaren radyolojik tanı yöntemlerinin sıklıkla kullanılması sayesinde rastlantısal olarak tanı konulma oranı artmıştır.

      Böbrek kanseri böbreğe sınırlı iken yapılacak standart tedavi cerrahi yöntemler kullanılarak radikal nefrektomi olarak bilinen tüm böbrek ve çevre dokuların alınması veya kısmi olarak kanserli dokunun çıkartılmasıdır.

      Böbrek kanseri ilerlemiş ise cerrahi ile birlikte veya tek başına immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler verilebilmektedir. Çoğu kanserde olduğu gibi böbrek kanserlerinin tedavisinde de erken teşhis ve tedavi hayati önem taşımaktadır.

      Bu iki uç grup arasında yer alan bir grup vardır ki, hasta kliniğimize başvurduğunda, böbrek kanserine eşlik eden damarsal yapılara uzanım gösteren tümör trombüsü mevcuttur. Böbrek kanserlerinin %4-10’unda tümör trombüsü böbrek toplardamarına ve inferior vena kava dediğimiz vücudun kanını kalbe taşıyan ana toplardamar içinde uzanım gösterir. Nadiren %1 sıklıkla bu trombüs kalbin içine kadar uzanabilir. Bu hastalar genellikle yan ağrısı, idrarda kanama, kilo kaybı, yorgunluk, karında şişkinlik hissi veya ele gelen kitle, bacaklarda şişlik, trombüse bağlı akciğer şikâyetleri ile gelebilir.

      Bu hastalarda, eğer trombüs bu damarsal yapıların içinde olmasına rağmen damar duvarına girmemişse, hastalığın seyrinde önemli bir değişiklik yapmaz. Damar duvarına girdiği oranda hastalığın gidişatını kötü yönde etkiler. Bu durumda cerrahi sırasında etkilenen damar bölgeleri de çıkartılır.

      Trombüs varlığı cerrahinin zorluğunu arttırırken, cerrahi sırasında trombüsten kopabilecek bir parçanın ani ölüme neden olması riski bu hasta grubuna uygulanacak cerrahinin önemini daha da arttırmaktadır. Vena kavada trombüsü olan böbrek kanserinin ilk cerrahi tedavisi 1913 yılında yapılmıştır. Ancak cerrahi sırasında ve sonrasında mortalite ve morbiditenin yüksek olması nedeniyle bu grup hastalar genellikle “ameliyat edilemez” sınıfına sokulmuştur. Fakat artık biliyoruz ki, kanserli dokular ve trombüs tamamen çıkartılırsa hastanın yaşama şansı çok arttırılmaktadır.

      Cerrahi yöntemlerin gelişmesi ile bu grup hastalar ameliyat edilebilir hale gelmiştir. Bu başarının elde edilmesinde koroner bypass cerrahisinde kullanılan kalp-akciğer makinesinin bu ameliyatlarda da kullanıma girmesiyle bir aşama kaydedilmiştir. Ameliyat sırasında kalp ameliyatı yapılacak gibi göğüs kafesi açıldıktan sonra kalp durdurulmakta, kalp ve akciğerin görevini kalp-akciğer makinesi yerine getirirken vücut 18 oC’ye kadar soğutulmakta ve böylece büyük damarsal yapılara daha rahat müdahale edilebilmektedir. Radikal nefrektomi ve trombüsün çıkartılmasını takiben kalp tekrar çalıştırılır ve kalp-akciğer makinesi desteği kaldırılır. Bununla beraber kalp-akciğer makinesinin böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, akciğer fonksiyon bozuklukları, enfeksiyon, mide kanaması, geçici hafıza kaybı, felç, konsantrasyon eksikliği ve düşünce bozuklukları gibi olumsuz yan etkileri bulunmaktadır. Ayrıca bu yöntem ameliyat süresini uzatırken gereksiz kanama komplikasyonlarının oluşumuna da neden olabilmektedir.

      Bu istenilmeyen yan etkilerden korunmak için yöntem arayışları devam etmektedir. Son zamanlarda veno-venöz vasküler bypass dediğimiz bir yöntem de sıkça uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntemin diğer yöntemden farkı; vücudun soğutularak hipotermi oluşturma gereksiniminin ortadan kaldırılmasıdır.

      Cerrahi yöntemlerdeki gelişmelerin bir sonucu olarak, tümör trombüsü kalbin içine girmeyen hasta grubunda uygulanan cerrahi yöntemde, yapılan bazı eklemelerle kalp-akciğer makinesine gerek kalmadan vena kavadan trombüs çıkartılabilmektedir. Bu ameliyat yöntemi kısaca tanımlanacak olursa, karaciğer naklinde uygulanan özel cerrahi yöntemlerin böbrek kanseri cerrahisine adaptasyonu diyebiliriz. Bu yöntemle karaciğer ve gerektiğinde dalak ve pankreas serbestlenerek vena kava ve içindeki trombüs müdahale edilebilir hale getirilir. Ciddi cerrahi işlem gerektiren bu yöntem ile bir bypassa gerek kalmadan, göğüs kafesi açılmadan karın boşluğundan yapılan cerrahi ile trombüs kontrollü bir şekilde çıkarılabilmektedir. Sadece kalp içine girmiş trombüs olgularında bypass gerekli olabilmektedir. Bu yöntem, ameliyathane yardımcı personelinden, anestezi uzmanından, üroloji ve kalp-damar cerrahı uzmanlarına kadar bir ekip ruhuyla çalışmayı gerektiren bir ameliyat yöntemidir.

      Amerikada aldığım üroonkoloji eğitimim sırasında, bu çok özellikli ameliyat yöntemini dünyada popülarize eden Prof. Dr. Soloway ve Prof. Dr. Ciancio’dan öğrenme fırsatı buldum. Çeşitli ürolojik kanserlerin tedavisinin başarı ile yapılmakta olduğu kliniğimizde kalbe yakın bir seviyeye kadar uzanım gösteren trombüsün eşlik ettiği böbrek kanseri hastalarına bu çok özel cerrahi yöntemi rahatlıkla uygulamaktayız. Bu cerrahi yöntemi ülkemizde uygulayabiliyor olmanın verdiği mutlulukla, şunu ifade etmeliyim ki ürolojik onkolojide “tedavisi zor hastalık” dediğimiz çıta artık uzman ve tecrübeli ellerde yükselmiştir.
      Hasta Arşivimizden Bir Örnek:

      Hastamız 56 yaşında bir kadın. Sağ yanda ağrı ve ele gelen kitlesi olduğunu fark eden hasta doktora gittiğinde böbrekte kitle tanısı konulmuş (Manisa). Tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve PET tomografiyi içeren daha detaylı incelemeler yapıldığında böbrek tümörü ve eşlik eden vena kava içinde tümör trombüsünün varlığı ortaya konulmuş. Başka organlara yayılım göstermeyen, karaciğer, safra kesesi, duedonum ve kolonu iten, karaciğer toplardamarları seviyesinin üzerine çıkan subdiafragmatik vena kava içerisinde uzanım gösteren tümör trombüsü eşlik eden sağ böbrekte 14 cm’lik tümöral kitle tanısı netleştirilmiş.

      Daha önce değerlendirildiği merkezlerde “ameliyat edilemez” denilerek ilaç tedavisi önerilen hastaya, ekibimizle yaptığımız değerlendirme sonucunda ameliyat yapma kararı aldık. Gerekli hazırlıklarımızı yaptıktan sonra hasta ve yakınlarının onayı ile bu ameliyatı gerçekleştirdik. Cerrahi ekibimiz ürolog, kalp-damar cerrahı, anestezi uzmanı, hemşire ve yardımcı personelden oluşan 15 kişiden oluşmaktadır. Kalp-akciğer makinesi kullanmadan yaptığımız bu ameliyat yöntemi ile hem daha kısa sürede hem de komplikasyon oranı en aza indirilmiş bir şekilde ameliyatı yaptık. Hastamızın ameliyat sonrası takibi oldukça iyi gitti. Ameliyat sonrası hasta 4 yıldır hastalıksız olarak takibimizdedir.

    • Testis protezi ne zaman takılmalıdır?

      Doğuştan testis yokluğunda, testis kanseri, testis torsiyonu, testis travması veya başka bir nedenle testisin alınması durumlarında testisin yerine testis protezi takılabilir.
      Testis protezi takılması öncesinde hastanın yaşı, mental ve psikososyal durumu, protez takılmasını gerektiren neden ve testisleri içinde bulunduran skrotum denilen torbanın durumu dikkate alınması gereklidir.
      Testis protezi çocukluk ve erişkin dönemlerde takılmaktadır. Çocukluk çağında takılmışsa, ergenlik döneminden sonra erişkin testis boyutlarıyla uyumlu yeni bir protez ile değiştirilmesi gerekecektir.
      Testis yokluğu kişide özgüven kaybı, cinsel performansta bozulma, sosyal yaşamında bozulma gibi psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Bu durum çocuklar ve genç erişkinlerde sık görülmektedir.
      Testis kanseri nedeniyle hastalıklı testisin alınması ameliyatında aynı anda testis protezi takılmasını öneririm. Bu yaklaşımın avantajları vardır: hastada kozmetik olarak sorun oluşturmazken, bir organ kaybetmenin oluşturduğu psikolojik baskı da düzelmektedir. Ancak, ilerlemiş testis kanseri nedeniyle yaşam beklentisi kısa olan, skrotumunda inflamasyon, enfeksiyon veya kanser invazyonu riski olan hastalarda testis protezi takılmaz.
      Ayrıca skrotal inflamasyon ve testisin kaybına neden olan duruma bağlı olarak oluşmuş olabilen skar dokusu varlığında protezin konulması ertelenebilir. Eğer skrotum protez yerleştirilmesi için küçük ise öncelikle skrotumu büyütücü cerrahi yapılıp sonra protezi yerleştirmek gereklidir.

    • Hangi şikayetler prostat kanseri habercisidir?

      Prostat kanserinin erken döneminde hasta herhangi bir şikayet hissetmez. Bu nedenle 45-50 yaşından itibaren yıllık rutin üroloji muayenesi yaptırılmasını öneririz. Prostat kanseri odağı idrar kanalını, meni kanallarını, sinirleri etkiledikçe hastanın şikayetleri oluşmaya başlar. Eğer aşağıda sıraladığım şikayetler varsa mutlaka muhtemel bir prostat kanseri açısından uzman bir üroloji doktoru tarafından değerlendirilmelidir.

      • idrar yapmada zorlanma, rahat idrar yapamama
      • idrar akışında zayıflama, tazyik düşüklüğü
      • boşalma (ejakülasyon) sırasında ağrı hissetmek
      • menide veya idrarda kan görülmesi
      • kasık bölgesinde ağrı, rahatsızlık hissi
      • sertleşme sorunu
      • meninin dışarı gelmemesi
      • kemik ağrıları, sıklıkla bel, kalça ve sırt ağrıları

       

    • Tümör trombüsünün eşlik ettiği böbrek kanserlerinde cerrahi tedavi

      trombus

      Böbrek kanseri en sık renal hücreli kanser histolojik tipinde olup ürolojik kanserler içerisinde ölüm riski en yüksek olanıdır. Tanı anında hastaların %25’inde hastalık yayılmış durumdadır. 1970’li yıllardan itibaren radyolojik tanı yöntemlerinin sıklıkla kullanılması sayesinde rastlantısal olarak tanı konulma oranı artmıştır.

      Böbrek kanseri böbreğe sınırlı iken yapılacak standart tedavi cerrahi yöntemler kullanılarak radikal nefrektomi olarak bilinen tüm böbrek ve çevre dokuların alınması veya kısmi olarak kanserli dokunun çıkartılmasıdır.

      Böbrek kanseri ilerlemiş ise cerrahi ile birlikte veya tek başına immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler verilebilmektedir. Çoğu kanserde olduğu gibi böbrek kanserlerinin tedavisinde de erken teşhis ve tedavi hayati önem taşımaktadır.

      Bu iki uç grup arasında yer alan bir grup vardır ki, hasta kliniğimize başvurduğunda, böbrek kanserine eşlik eden damarsal yapılara uzanım gösteren tümör trombüsü mevcuttur. Böbrek kanserlerinin %4-10’unda tümör trombüsü böbrek toplardamarına ve inferior vena kava dediğimiz vücudun kanını kalbe taşıyan ana toplardamar içinde uzanım gösterir. Nadiren %1 sıklıkla bu trombüs kalbin içine kadar uzanabilir. Bu hastalar genellikle yan ağrısı, idrarda kanama, kilo kaybı, yorgunluk, karında şişkinlik hissi veya ele gelen kitle, bacaklarda şişlik, trombüse bağlı akciğer şikâyetleri ile gelebilir.

      Bu hastalarda, eğer trombüs bu damarsal yapıların içinde olmasına rağmen damar duvarına girmemişse, hastalığın seyrinde önemli bir değişiklik yapmaz. Damar duvarına girdiği oranda hastalığın gidişatını kötü yönde etkiler. Bu durumda cerrahi sırasında etkilenen damar bölgeleri de çıkartılır.

      Trombüs varlığı cerrahinin zorluğunu arttırırken, cerrahi sırasında trombüsten kopabilecek bir parçanın ani ölüme neden olması riski bu hasta grubuna uygulanacak cerrahinin önemini daha da arttırmaktadır. Vena kavada trombüsü olan böbrek kanserinin ilk cerrahi tedavisi 1913 yılında yapılmıştır. Ancak cerrahi sırasında ve sonrasında mortalite ve morbiditenin yüksek olması nedeniyle bu grup hastalar genellikle “ameliyat edilemez” sınıfına sokulmuştur. Fakat artık biliyoruz ki, kanserli dokular ve trombüs tamamen çıkartılırsa hastanın yaşama şansı çok arttırılmaktadır.

      Cerrahi yöntemlerin gelişmesi ile bu grup hastalar ameliyat edilebilir hale gelmiştir. Bu başarının elde edilmesinde koroner bypass cerrahisinde kullanılan kalp-akciğer makinesinin bu ameliyatlarda da kullanıma girmesiyle bir aşama kaydedilmiştir. Ameliyat sırasında kalp ameliyatı yapılacak gibi göğüs kafesi açıldıktan sonra kalp durdurulmakta, kalp ve akciğerin görevini kalp-akciğer makinesi yerine getirirken vücut 18 oC’ye kadar soğutulmakta ve böylece büyük damarsal yapılara daha rahat müdahale edilebilmektedir. Radikal nefrektomi ve trombüsün çıkartılmasını takiben kalp tekrar çalıştırılır ve kalp-akciğer makinesi desteği kaldırılır. Bununla beraber kalp-akciğer makinesinin böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, akciğer fonksiyon bozuklukları, enfeksiyon, mide kanaması, geçici hafıza kaybı, felç, konsantrasyon eksikliği ve düşünce bozuklukları gibi olumsuz yan etkileri bulunmaktadır. Ayrıca bu yöntem ameliyat süresini uzatırken gereksiz kanama komplikasyonlarının oluşumuna da neden olabilmektedir.

      Bu istenilmeyen yan etkilerden korunmak için yöntem arayışları devam etmektedir. Son zamanlarda veno-venöz vasküler bypass dediğimiz bir yöntem de sıkça uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntemin diğer yöntemden farkı; vücudun soğutularak hipotermi oluşturma gereksiniminin ortadan kaldırılmasıdır.

      Cerrahi yöntemlerdeki gelişmelerin bir sonucu olarak, tümör trombüsü kalbin içine girmeyen hasta grubunda uygulanan cerrahi yöntemde, yapılan bazı eklemelerle kalp-akciğer makinesine gerek kalmadan vena kavadan trombüs çıkartılabilmektedir. Bu ameliyat yöntemi kısaca tanımlanacak olursa, karaciğer naklinde uygulanan özel cerrahi yöntemlerin böbrek kanseri cerrahisine adaptasyonu diyebiliriz. Bu yöntemle karaciğer ve gerektiğinde dalak ve pankreas serbestlenerek vena kava ve içindeki trombüs müdahale edilebilir hale getirilir. Ciddi cerrahi işlem gerektiren bu yöntem ile bir bypassa gerek kalmadan, göğüs kafesi açılmadan karın boşluğundan yapılan cerrahi ile trombüs kontrollü bir şekilde çıkarılabilmektedir. Sadece kalp içine girmiş trombüs olgularında bypass gerekli olabilmektedir. Bu yöntem, ameliyathane yardımcı personelinden, anestezi uzmanından, üroloji ve kalp-damar cerrahı uzmanlarına kadar bir ekip ruhuyla çalışmayı gerektiren bir ameliyat yöntemidir.

      Amerikada aldığım üroonkoloji eğitimim sırasında, bu çok özellikli ameliyat yöntemini dünyada popülarize eden Prof. Dr. Soloway ve Prof. Dr. Ciancio’dan öğrenme fırsatı buldum. Çeşitli ürolojik kanserlerin tedavisinin başarı ile yapılmakta olduğu kliniğimizde kalbe yakın bir seviyeye kadar uzanım gösteren trombüsün eşlik ettiği böbrek kanseri hastalarına bu çok özel cerrahi yöntemi rahatlıkla uygulamaktayız. Bu cerrahi yöntemi ülkemizde uygulayabiliyor olmanın verdiği mutlulukla, şunu ifade etmeliyim ki ürolojik onkolojide “tedavisi zor hastalık” dediğimiz çıta artık uzman ve tecrübeli ellerde yükselmiştir.
      Hasta Arşivimizden Bir Örnek:

      Hastamız 56 yaşında bir kadın. Sağ yanda ağrı ve ele gelen kitlesi olduğunu fark eden hasta doktora gittiğinde böbrekte kitle tanısı konulmuş (Manisa). Tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve PET tomografiyi içeren daha detaylı incelemeler yapıldığında böbrek tümörü ve eşlik eden vena kava içinde tümör trombüsünün varlığı ortaya konulmuş. Başka organlara yayılım göstermeyen, karaciğer, safra kesesi, duedonum ve kolonu iten, karaciğer toplardamarları seviyesinin üzerine çıkan subdiafragmatik vena kava içerisinde uzanım gösteren tümör trombüsü eşlik eden sağ böbrekte 14 cm’lik tümöral kitle tanısı netleştirilmiş.

      Daha önce değerlendirildiği merkezlerde “ameliyat edilemez” denilerek ilaç tedavisi önerilen hastaya, ekibimizle yaptığımız değerlendirme sonucunda ameliyat yapma kararı aldık. Gerekli hazırlıklarımızı yaptıktan sonra hasta ve yakınlarının onayı ile bu ameliyatı gerçekleştirdik. Cerrahi ekibimiz ürolog, kalp-damar cerrahı, anestezi uzmanı, hemşire ve yardımcı personelden oluşan 15 kişiden oluşmaktadır. Kalp-akciğer makinesi kullanmadan yaptığımız bu ameliyat yöntemi ile hem daha kısa sürede hem de komplikasyon oranı en aza indirilmiş bir şekilde ameliyatı yaptık. Hastamızın ameliyat sonrası takibi oldukça iyi gitti. Ameliyat sonrası hasta 4 yıldır hastalıksız olarak takibimizdedir.

    • Prostat İltihabı (prostatit) prostat kanserine neden olur mu?

      Enfeksiyonun kronik enflamasyona yol açtığı, kronik enflamasyonun da kanser gelişimi için zemin oluşturduğu bilinen bir süreçtir. Bu konuda en belirgin örnek de gastritin kronik gastrit oluşumana neden olduğu, kronik gastritin de mide kanseri gelişimi için zemin hazırlamasıdır. Benzer bir durumun prostat kanseri gelişimi için önce prostatit, daha sonra kronik prostatit ve bunun da prostat kanseri gelişimi için zemin oluşturduğu düşüncesi ileri sürülmüştür.

      Prostat kanseri olan prostat dokularının incelemesinde kronik enflamasyon odaklarına sık rastlanılmaktadır. Fakat buna neden olan bir bakteri, parazit, virüs benzeri bir ajan henüz gösterilememiştir. Yapılan çalışmalarda cinsel yolla bulaşan klamidya, gonore, trikomonas, herpes simpleks virüsü enfeksiyonlarının prostat spesifik antijen (PSA) düzeyinde artışa neden olduğu gösterilmiş. Yani bu enfeksiyonlar prostat dokusunda enflmasyona ve doku yıkımına neden olarak PSA düzeyinde artışa neden olmaktadır.

      Özet olarak, enfeksiyon ajanlarının prostatta kanser oluşumu için enflmasyon zemini oluşturduğuna yönelik çalışmalar ve deliller olmasına rağmen henüz prostatitin prostat kanseri oluşumunda rol aldığına dair genel olarak oluşmuş bir fikir birliği henüz oluşmamıştır.

      En sık prostatit nedeni olan E. coli bakterisi kullanılarak prostatit oluşturulan hayvan deneylerinde prostatta kanserin başlangıç lezyonu olabilecek displazi ve atipik hiperplazi odaklarının oluşumuna neden olduğu gösterilmiştir.

      Prostatitler 4 kategoriye ayrılır:

      1. Akut bakteriyal prostatit
      2. Kronik bakteriyal prostatit
      3. Kronik prostatit/kronik pelvik ağrı sendromu
      4. Asemptomatik inflamatuvar prostatit

       

      Asemptomatik inflamatuvar prostatit hastada herhengi bir şikayete neden olmaz, prostat dokusunun incelenmesi sırasında tespit edilir ve çok yaygındır. Bugüne kadar yapılan epidemiyolojik çalışmalarda semptomatik olan prostatitlerle prostat kanseri ilişkilendirmiştir. Prostatit şikayetleriyle doktora gelen hastaların incelenmesi sırasında yüksek çıkan PSA değeri, hastaları prostat kanseri açısından yakın takip edilmeye yönlendirilmekte ve prostat kanseri tanısı konulabilmektedir. Bu durum da aralarında bir neden-sonuç ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir. Fakat, prostatitin prostat kanseri oluşumunu başlatma ve ilerlemesi için ortam hazırladığı yönünde elimizde bilimsel bir kanıt henüz yoktur.  Bu konuda yapılan deneysel çalışmalar akut prostatitin yıllarca sürebilen asemptomatik kronik prostatit odaklarının oluşmasına neden olduğunu ortaya koymuştur. Buradaki soru bu kronik prostatit odaklarının kanser oluşumunu başlatıp başlatmadığıdır. Bir başka teori de bu inflamasyona neden olan şimdilik bilinmeyen bir patojenin (bakteri, virüs vs) kanser gelişimini başlatabileceğidir.

       

    • Hangi şikayetler prostat kanseri habercisidir?

      Prostat kanserinin erken döneminde hasta herhangi bir şikayet hissetmez. Bu nedenle 45-50 yaşından itibaren yıllık rutin üroloji muayenesi yaptırılmasını öneririz. Prostat kanseri odağı idrar kanalını, meni kanallarını, sinirleri etkiledikçe hastanın şikayetleri oluşmaya başlar. Eğer aşağıda sıraladığım şikayetler varsa mutlaka muhtemel bir prostat kanseri açısından uzman bir üroloji doktoru tarafından değerlendirilmelidir.

      • idrar yapmada zorlanma, rahat idrar yapamama
      • idrar akışında zayıflama, tazyik düşüklüğü
      • boşalma (ejakülasyon) sırasında ağrı hissetmek
      • menide veya idrarda kan görülmesi
      • kasık bölgesinde ağrı, rahatsızlık hissi
      • sertleşme sorunu
      • meninin dışarı gelmemesi
      • kemik ağrıları, sıklıkla bel, kalça ve sırt ağrıları

       

    • Prostat İltihabı (prostatit) prostat kanserine neden olur mu?

      Enfeksiyonun kronik enflamasyona yol açtığı, kronik enflamasyonun da kanser gelişimi için zemin oluşturduğu bilinen bir süreçtir. Bu konuda en belirgin örnek de gastritin kronik gastrit oluşumana neden olduğu, kronik gastritin de mide kanseri gelişimi için zemin hazırlamasıdır. Benzer bir durumun prostat kanseri gelişimi için önce prostatit, daha sonra kronik prostatit ve bunun da prostat kanseri gelişimi için zemin oluşturduğu düşüncesi ileri sürülmüştür.

      Prostat kanseri olan prostat dokularının incelemesinde kronik enflamasyon odaklarına sık rastlanılmaktadır. Fakat buna neden olan bir bakteri, parazit, virüs benzeri bir ajan henüz gösterilememiştir. Yapılan çalışmalarda cinsel yolla bulaşan klamidya, gonore, trikomonas, herpes simpleks virüsü enfeksiyonlarının prostat spesifik antijen (PSA) düzeyinde artışa neden olduğu gösterilmiş. Yani bu enfeksiyonlar prostat dokusunda enflmasyona ve doku yıkımına neden olarak PSA düzeyinde artışa neden olmaktadır.

      Özet olarak, enfeksiyon ajanlarının prostatta kanser oluşumu için enflmasyon zemini oluşturduğuna yönelik çalışmalar ve deliller olmasına rağmen henüz prostatitin prostat kanseri oluşumunda rol aldığına dair genel olarak oluşmuş bir fikir birliği henüz oluşmamıştır.

      En sık prostatit nedeni olan E. coli bakterisi kullanılarak prostatit oluşturulan hayvan deneylerinde prostatta kanserin başlangıç lezyonu olabilecek displazi ve atipik hiperplazi odaklarının oluşumuna neden olduğu gösterilmiştir.

      Prostatitler 4 kategoriye ayrılır:

      1. Akut bakteriyal prostatit
      2. Kronik bakteriyal prostatit
      3. Kronik prostatit/kronik pelvik ağrı sendromu
      4. Asemptomatik inflamatuvar prostatit

       

      Asemptomatik inflamatuvar prostatit hastada herhengi bir şikayete neden olmaz, prostat dokusunun incelenmesi sırasında tespit edilir ve çok yaygındır. Bugüne kadar yapılan epidemiyolojik çalışmalarda semptomatik olan prostatitlerle prostat kanseri ilişkilendirmiştir. Prostatit şikayetleriyle doktora gelen hastaların incelenmesi sırasında yüksek çıkan PSA değeri, hastaları prostat kanseri açısından yakın takip edilmeye yönlendirilmekte ve prostat kanseri tanısı konulabilmektedir. Bu durum da aralarında bir neden-sonuç ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir. Fakat, prostatitin prostat kanseri oluşumunu başlatma ve ilerlemesi için ortam hazırladığı yönünde elimizde bilimsel bir kanıt henüz yoktur.  Bu konuda yapılan deneysel çalışmalar akut prostatitin yıllarca sürebilen asemptomatik kronik prostatit odaklarının oluşmasına neden olduğunu ortaya koymuştur. Buradaki soru bu kronik prostatit odaklarının kanser oluşumunu başlatıp başlatmadığıdır. Bir başka teori de bu inflamasyona neden olan şimdilik bilinmeyen bir patojenin (bakteri, virüs vs) kanser gelişimini başlatabileceğidir.

       

    • Sertleşme sorununun tedavisinde ağrısız, yan etkisiz en son teknolojik çözüm, LSWT (RENOVA®)

      Sertleşme sorunu (erektil disfonksiyon) 40 yaşın üzerindeki erkeklerin %69’unda görülen toplumsal bir sağlık sorunudur. Özellikle stres altındayken veya ciddi bir hastalık varlığında sertleşmeyle ilgili sorunlar görülmektedir. Sigara ve alkol tüketimi, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kan yağlarında yükseklik, kalp hastalığı, depresyon ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar sertleşme sorunu oluşturabilir. Ayrıca prostat hastalıkları, rektum ve kolon kanseri nedeniyle yapılan cerrahiler ve radyoterapi sonrasında da sertleşme sorunu sıklıkla görülmektedir.

      ss1

      Lineer Şok Dalga tedavisi (LSWT, piyasa markası RENOVA) Nedir?

      Doğrusal şok dalga tedavisi (lineer shockwave therapy, LSWT), daha önceki noktasal şok dalga tedavisine (ESWT) göre 4 kat daha etkili 2. jenerasyon bir yöntemdir. Daha geniş alana, daha etkili güçlü, direk etki ile erektil (sertleşen) dokunun her tarafına ulaşabilme özellikleriyle çok başarılı bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.

       

      LSWT, RENOVA® videosu için tıklayınız.

       

      LSWT’nin Etki Mekanizması Nasıldır?

      Penisin yapısında bulunan erektil dokuda düşük yoğunluklu şok dalgalarının etkisiyle yeni damar oluşumunu (anjiyogenez) uyarır ve arttırır. Yeni oluşan damarlarla penisin yapısındaki sağlıksız doku yenilenerek daha sağlıklı bir duruma gelir ve penisin sertleşme kalitesinde kalıcı bir sonuç ortaya çıkar.

       

      LSWT’den Kimler Yararlanabilir?

      Sertleşme sorunu tedavisinde sıklıkla kullanılan “ağızdan alınan ilaçlar” bazı durumlarda hastalar tarafından kullanım zorluğu veya yan etkileri nedeniyle tolere edilememektedir. Bazı durumlarda da bu ilaçlar yetersiz kalmaktadır. Bu noktada tedavide artık LSWT (RENOVA®) var! Daha önce bu hastalara 2. basamak tedaviler olan penise ilaç enjeksiyonları ve vakum cihazı kullanımı önerilmekteydi. Yan etkileri ve kullanım zorluğu nedeniyle hastalar ya tedavi olmaktan  vazgeçiyorlar, içlerine kapanıyorlardı veya 3. ve son basamak tedavi olan cerrahi yöntemle penise protez konulmasını kabul ediyorlardı.

      Temel olarak penis damarlarını etkileyen patolojik durumların tedavisinde LSWT etkili bir şekilde kullanılmaktadır.

      • Şeker hastalığı (diyabet mellitus)
      • Hipertansiyon
      • Kalp-damar hastalıkları, damar sertliği (ateroskleroz)
      • Sigara ve uyuşturucu ilaç kullanımı
      • Cerrahi ve radyoterapi sonrası ortaya çıkan sertleşme sorunu

       

      LSWT’nin Avantajları Nelerdir?

      • Hiç bir yan etkisi yoktur
      • Uygulama için yaş sınırı yoktur
      • Uygulama öncesi ve sonrasında herhangi bir özel hazırlık gerektirmez
      • Uygulaması basit ve hastaya herhangi bir rahatsızlık, ağrı vermez
      • Anestezi veya ağrı kesici kullanmaya ihtiyaç duyulmaz
      • Haftada 1 seans (20 dakika) olmak üzere toplam 4 seanslık uygulama ile kısa süreli tedavi imkanı
      • Seans sonrası hiç bir aktivite kısıtlaması olmadan, hemen günlük yaşantıya devam edebilme
      • Penisin tüm bölgelerine ulaşarak etkili uygulama yapılabilmektedir

      LSWT (RENOVA®) uygulaması için tıklayınız.

       

      Bilimsel Çalışmalar

      1. Vardi, Y., et al. Can low-intensity extracorporeal shockwave therapy improve erectile function? A 6-month follow-up pilot study in patients with organic erectile dysfunction. Eur Urol, 2010. 58: 243.
      2. Vardi, Y., et al. Does low intensity extracorporeal shock wave therapy have a physiological effect on erectile function? Short-term results of a randomized, double-blind, sham controlled study. J Urol, 2012. 187: 1769.
      3. Gruenwald, I., et al. Shockwave treatment of erectile dysfunction. Ther Adv Urol, 2013. 5: 95.
      4. Gruenwald, I., et al. Low-intensity extracorporeal shock wave therapy–a novel effective treatment for erectile dysfunction in severe ED patients who respond poorly to PDE5 inhibitor therapy. J Sex Med, 2012. 9: 259.

       

       

    • Testis protezi ne zaman takılmalıdır?

      Doğuştan testis yokluğunda, testis kanseri, testis torsiyonu, testis travması veya başka bir nedenle testisin alınması durumlarında testisin yerine testis protezi takılabilir.
      Testis protezi takılması öncesinde hastanın yaşı, mental ve psikososyal durumu, protez takılmasını gerektiren neden ve testisleri içinde bulunduran skrotum denilen torbanın durumu dikkate alınması gereklidir.
      Testis protezi çocukluk ve erişkin dönemlerde takılmaktadır. Çocukluk çağında takılmışsa, ergenlik döneminden sonra erişkin testis boyutlarıyla uyumlu yeni bir protez ile değiştirilmesi gerekecektir.
      Testis yokluğu kişide özgüven kaybı, cinsel performansta bozulma, sosyal yaşamında bozulma gibi psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Bu durum çocuklar ve genç erişkinlerde sık görülmektedir.
      Testis kanseri nedeniyle hastalıklı testisin alınması ameliyatında aynı anda testis protezi takılmasını öneririm. Bu yaklaşımın avantajları vardır: hastada kozmetik olarak sorun oluşturmazken, bir organ kaybetmenin oluşturduğu psikolojik baskı da düzelmektedir. Ancak, ilerlemiş testis kanseri nedeniyle yaşam beklentisi kısa olan, skrotumunda inflamasyon, enfeksiyon veya kanser invazyonu riski olan hastalarda testis protezi takılmaz.
      Ayrıca skrotal inflamasyon ve testisin kaybına neden olan duruma bağlı olarak oluşmuş olabilen skar dokusu varlığında protezin konulması ertelenebilir. Eğer skrotum protez yerleştirilmesi için küçük ise öncelikle skrotumu büyütücü cerrahi yapılıp sonra protezi yerleştirmek gereklidir.

SON YAZILAR

  • Mesane Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

    Mesane kanserinde en sık görülen şikâyetler şunlardır:İdrarda gözle görülebilen pıhtısız veya pıhtılı kan gelmesi İşeme sırasında ağrı ve yanma o...

    DEVAMI
  • Mesane Kanserinin Nedenleri Nelerdir Kimler Risk Altındadır?

    Mesane kanseri çocukluk dönemi dahil her yaşta görülebilmekle beraber genellikle orta ve ileri yaşın hastalığıdır. Ürotelyal karsinomun ortalama teşhi...

    DEVAMI
  • Tedavi Sonrasında Takip Nasıl Yapılmalıdır

    Böbrek kanserli hastaların tedavi sonrası kontrolde kalmaları çok önemlidir. Kontrol sıklığı ve içeriğinin her hastaya göre ayrı ayrı belirlenmesi dah...

    DEVAMI
  • BPH Tedavisinde Medikal Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

    Her büyüyen prostat mutlaka tıkanıklık yapacak diye bir kural yoktur. Bu nedenle tek başına prostat büyüklüğü tedavi kararı vermek için yeterli de...

    DEVAMI
  • Böbrek Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

    Kanserin evresine bağlı olarak belirtiler ortaya çıkabilir. İdrarda çıplak gözle görülebilen veya tetkiklerde ortaya çıkan kanama, böbrek bölgesinde e...

    DEVAMI
  • Prostatit ve Kronik Pelvik Ağrı Sendromu

    Prostatit prostatın iltihabi hastalığına verilen isimdir. Prostatit 50 yaşından önce erkeklerde en sık, 50 yaşından sonra ise prostat büyümesi ve pros...

    DEVAMI
  • Mesane Kanseri Tedavilerinin Yan Etkileri Nelerdir?

    CERRAHİNİN YAN ETKİLERİTUR ameliyatı yapıldıktan sonra hastaya sonda konulur. Bu hem idrarın rahat gelmesini hem de kanama olursa takip ve tedavis...

    DEVAMI
  • Böbrek Anatomisi

    Böbrekler karnın üst bölgesinde, karın içinden izole çevre yağ dokusu ile çevrili, göğüs kafesi ve sırt kasları ile korunan, Gerota kılıfı adı verilen...

    DEVAMI
  • Mesane Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?

    İdrar tahlili sonucunda idrarda kanama olduğu tespit edildikten sonra ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme gibi radyo...

    DEVAMI
  • Mesane Anatomisi

    Mesane (idrar torbası) böbreklerde üretilen idrarın depolandığı haznedir. Mesane elastik bir yapıda olup, idrar ile doldukça belirli bir kapasiteye ka...

    DEVAMI
  • Erektil Disfonksiyon (Sertleşme Sorunu)

    EREKTİL DİSFONKSİYON (SERTLEŞME SORUNU)  Cinsel sorunlar gerçekte neden olduğu sosyal sorunlar da dikkate alındığında toplumsal bir sağlık sorunud...

    DEVAMI
  • Radikal Prostatektomi

    RADİKAL PROSTATEKTOMİ AMELİYATI NASIL YAPILMAKTADIR? Radikal prostatektomi, prostat kanserini bulunduran prostat bezinin ve hemen komşuluğundaki semi...

    DEVAMI
  • Kasa İnvaze Olmayan Mesane Kanserinin Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Tanı ve tedavi amaçlı yapılan TUR'a ek bir tedavi gerekip gerekmediği patoloji sonucuna göre belirlenir. Bu kararı verirken, kanserin evresi, derecesi...

    DEVAMI
  • Testis Anatomisi

    Testisler skrotum denilen torbada, karın bölgesinin dışında vücut sıcaklığından 4 derece daha düşük bir ortamda bulunur. Testisler hem üreme hücreleri...

    DEVAMI
  • Sertleşme Sorunu Tanısı Nasıl Konulur?

    Tanı ve tedavinin temel taşı iyi bir tıbbi ve cinsel hayata ilişkin hikayenin alınmasıdır. Psiko-seksüel hikaye ve değerlendirme, fizik muayene ve baz...

    DEVAMI
  • Prostat Kanseri-Evreleme-Derecelendirme

    EVRELEME (TNM EVRELEMESİ) NASIL YAPILIR? Evreleme işlemi radyolojik ve sintigrafik yöntemlerle elde edilen bilgiler temel alınarak yapılır. TNM evrel...

    DEVAMI
  • Prostat Kanserinde Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

    Tedavi seçimi yapılırken prostat kanserinin karakterini gösteren “PSA”, “Gleason skoru” ve yayılımını gösteren “evre” bilgileri dikkate alınarak, ...

    DEVAMI
  • Stroma Kaynaklı Testis Tümörleri

    Nadir görülür. Tüm testis tümörlerinin %2-4’ünü oluşturur.Leydig Hücreli Testis Tümörleri:30-60 yaş arasında en sık görülür. Bebeklik ve çocu...

    DEVAMI
  • Radikal Radyoterapi

    RADİKAL RADYOTERAPİ NASIL UYGULANMAKTADIR? Yoğunluğu Ayarlanmış Radyoterapi (İntensity Modulated Radiotherapy (IMRT) IMRT altın standart eksternal r...

    DEVAMI
  • Yayınlarım

    Bilimsel Faaliyetler: Detaylı yayın listesi için lütfen tıklayınız.Uluslararası 49 makale (892 atıf yapılmıştır- Scopus ve ISI Web of Knowledge...

    DEVAMI
  • Ürolojide PRP Tedavisi

    PRP “platelet rich plasma” yani “trombositten zengin plazma” ifadesinin kısaltılmış halidir. PRP doku hasarının onarımında inovatif ve gelecek vaat ed...

    DEVAMI
  • Testis Kanserinin Evresine Göre Ek Tedaviler Nelerdir?

    Testis tümörü tanısı konulan hastaların öncelikle hastalıklı testisleri orşiektomi ameliyatı ile alınmalıdır. Patoloji sonucu, radyolojik görüntülemel...

    DEVAMI
  • Mesane Kanseri Nasıl Bir Hastalıktır?

    Mesane kanseri idrar yollarının en sık görülen kanseridir. Mesane kanserlerinin %90-95’i “ürotelyal karsinom” denilen türdendir. Mesane duvarının yapı...

    DEVAMI
  • Böbrek Kanserinin Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Böbrek kanserlerinin tedavisinde en etkili tedavi yöntemi ameliyattır. Çünkü, böbrek kanseri radyoterapiye ve kemoterapiye dirençlidir. İmmünoterapi v...

    DEVAMI
  • Böbrek Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?

    Pek çok kanser çeşidinde olduğu gibi böbrek kanseri için de “erken tanı” çok önemlidir. Ultrasonografinin yaygın olarak kullanılmasıyla birlikte, herh...

    DEVAMI
  • LSWT (Lineer Şok Dalga Tedavisi, RENOVA)-Sertleşme Sorunu Tedavisi

    Sertleşme sorunu (erektil disfonksiyon) 40 yaşın üzerindeki erkeklerin %69’unda görülen toplumsal bir sağlık sorunudur. Özellikle stres altındayken ve...

    DEVAMI
  • Varikosel

     Varikosel erkeklerde sıklıkla görülen bir durumdur. Erkeklerin %15-22’sinde, semen analizi bozuk olan erkeklerin %30-40’ında varikosel tespi...

    DEVAMI
  • Prostat Anatomisi

    Prostat erkeklerde mesanenin (idrar torbası) altında rektumun önünde yer alan ve yardımcı üreme organı olarak görev yapan, normalde ceviz büyüklüğ...

    DEVAMI
  • Sertleşme Sorunu Tedavisi Nasıl Yapılmaktadır?

    Sertleşme sorunu tedavisinde asıl amaç normal bir cinsel yaşam sağlamaktır. Bunu sağlamak amacıyla koruyucu hekimlik, birinci, ikinci ve üçüncü basama...

    DEVAMI
  • Prostat Kanseri

    PROSTAT KANSERİ KİMLERDE GÖRÜLÜR? Dünya genelinde prostat kanseri erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanserdir. Kansere bağlı ölümle...

    DEVAMI
  • BPH Belirtileri Nelerdir?

    İyi huylu prostat büyümesi olan hastalarda iritatif ve obstrüktif yakınmalar görülür.İritasyon oluşturan şikayetlerSık idrara gitme (gece ve...

    DEVAMI
  • Teşekkür Yazıları

    Renan Mxx - 15.04.2015“Sinan Bey, babamın ameliyatını gerçekleştirdi. Kendisi muayene için ilk gittiğimiz günden itibaren samimi ilgisi ve takibi ...

    DEVAMI
  • İlgi Alanlarım

    ÖZEL İLGİ ALANLARIM VE HİZMET VERDİĞİM DİĞER ÜROLOJİK HASTALIKLAR:Ürolojik onkoloji (prostat, mesane, böbrek, üreter, testis, üretra ve penis ka...

    DEVAMI
  • Kasa İnvaze Mesane Kanserinin Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Patoloji sonucunda kanserin mesane kas dokusuna geçtiği belirlenirse, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, kemik sintigrafisi gibi s...

    DEVAMI
  • Prof. Dr. Sinan Ekici Kimdir?

    1970 yılında doğdum. 1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden (İngilizce Eğitim) mezun oldum. Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakült...

    DEVAMI
  • BPH Tedavisinde Cerrahi Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

    Hastalar ilaç tedavilerine yeterli cevap vermediklerinde veya klinik durumları gerektirdiğinde doğrudan cerrahi tedaviye yönlendirilebilir. BPH tedavi...

    DEVAMI
  • Prostat Kanseri Önlenebilir mi

    Önlenebilir kesin bir risk faktörü bugüne kadar belirlenemediği için, sağlıklı beslenme kuralları çerçevesinde muhtemel risk faktörlerine yönelik önle...

    DEVAMI
  • Testis Kanserinin Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Muayene, radyolojik ve laboratuar testleri sonucunda testis tümörü tanısı konulduğunda vakit geçirmeden ameliyat ile testis incelenmelidir. Kasık bölg...

    DEVAMI
  • Böbrek Kanserinin Nedenleri Nelerdir?

    Renal hücreli kanserin neden ve nasıl geliştiği henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Ama, en sık suçlanan nedenler şunlardır:Sigara: Böbrek kan...

    DEVAMI
  • Basında Prof. Dr. Sinan Ekici

    Prof Dr. Sinan Ekici, A9 TV'de yayınlanan Yaşam ve Sağlık programına konuk olmuştur.BEYAZGAZETE.COM HABERİProf. Dr. Sinan Ekici Açıklaması 'İd...

    DEVAMI
  • Lokalize Prostat Kanserinin Tedavisinde Uygulanan Minimal İnvaziv Tedaviler Nelerdir?

    Bu tedaviler henüz deneysel aşamadadır. Cerrahi ve radyoterapi için uygun olmayan düşük riskli prostat kanseri olan hastalar için bir seçenek olabilir...

    DEVAMI
  • BPH Tedavisinde Minimal İnvaziv Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

    Prostatın üretrada oluşturduğu tıkanıklığı bir ölçüye kadar açan, hastalara daha az risk oluşturan, fakat etkinliğinin düşük olması nedeniyle tekrarla...

    DEVAMI
  • Prostat Kanserinin Klinik Belirtileri Nelerdir?

    Prostat kanserinin erken belirtisi yoktur, sinsi bir hastalıktır. Erken dönemde belirti vermesi nadirdir. Tedavi ile bu hastalıktan tamamen kurtulmanı...

    DEVAMI
  • Ürolojide Ozon Tedavisi

    Türkiye'de ilk defa 2015 yılında üroloji alanında ozon tedavisi uygulamaları kliniğimizde başlamıştır. Kliniğimizde majör, minör, üretral, rektal uy...

    DEVAMI
  • Prostat Kanseri Tedavileri Sonrasında Takip Nasıl Yapılmalıdır?

    Tedavi sonrası takibin amacı hastalık nüks ederse erken fark edilip gerekli tedavinin verilmesidir. Klinik nüks öncesi, mutlaka PSA seviyesinde artış ...

    DEVAMI
  • Böbrek Kanseri Nasıl Bir Hastalıktır?

    Böbrekte görülen tümörler iyi huylu veya kötü huylu (kanser) olabilir. Pek çok iyi huylu tümör vardır. En sık görülen böbrek kistleridir. Böbrek kistl...

    DEVAMI
  • Testis Kanseri Nasıl Bir Hastalıktır?

    Testis kanseri erken teşhis edildiğinde tamamen iyileştirilebilen bir kanser cinsidir. Testis kanseri ürolojik kanserlerin %5’ini oluşturur. Hastaları...

    DEVAMI
  • Testis Kanserinin Tanısı Nasıl Konulur?

    Genellikle ağrısız, testiste sert kitle ilk belirtidir. Hastaların %20’sinde ise ağrı olabilir. Hastaların %7’sinde memelerde büyüme, %11’inde bel, sı...

    DEVAMI
  • BPH Tanısı Nasıl Konulur?

    BPH TANISINDA KULLANILAN TETKİKLER İdrar ile ilgili şikayetlere neden olabilecek BPH dışında başka pek çok hastalık vardır. Bunların başında prostat ...

    DEVAMI
  • Mesane Kanserinin Takibi Nasıl Yapılmalıdır?

    Kasa invaze olmamış mesane kanserinin takibinde hastalığın nüks ve progresyon riskine göre belirlenen bir takip programı uygulanır. Hasta sistoskopi i...

    DEVAMI