444 1 633 0(553) 034 2205 prof.sinanekici@gmail.com

Ürolojide Ozon Tedavisi

Türkiye’de ilk defa 2015 yılında üroloji alanında ozon tedavisi uygulamaları kliniğimizde başlamıştır. Kliniğimizde majör, minör, üretral, rektal uygulama yolları başta olmak üzere değişik yöntemlerle ozon tedavisi başarı ile uygulanmaktadır. Bu konuda ilk olmanın ve yıllar içinde kazanılan tecrübenin sonucunda başarı oranımız ve hasta memnuniyetimiz yüksektir.

Güneşin yaydığı yüksek enerjinin etkisiyle oksijen molekülü parçalanır ve 3 oksijen atomu bir araya geldiğinde ozon molekülü oluşur. Ozonun yoğun olduğu tabaka ozonosferi (ozon tabakası) oluşturur. Ozonosfer insanları güneşin radyasyon etkilerinden korur. Ayrıca, atmosferdeki zararlı partikülleri de bağlayarak zararsız hale getirir. Ozon ismi Yunanca “koklamak” anlamına gelen “ozein” kelimesinden gelir. Fırtına sonrasında, yüksek yerlerde veya deniz kenarında karakteristik kokusu hissedilebilir. Ozon, oksijen molekülünden bir fazla oksijen atomu taşıdığı için çok fazla enerjiye ve stabil olmayan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bilinen en güçlü oksidan moleküllerdendir. Hemen başka moleküllerle reaksiyona girer ve biyolojik etkinlik gösterir. Ozon oksijene göre suda 10 kat daha hızlı çözülebilen bir gazdır. Oksidatif etkisi sonucunda ozonun ileri derecede dezenfekte edici özelliği vardır. Klimaların, havuzların, havanın, suyun dezenfekte edilmesinde kullanılır. Bakterilerin, mantarların ve virüslerin yok edilmesinde son derece etkilidir.
Ozon 1840 yılında Christian Fredrich Schönbein tarafından keşfedildi. 1857’de ilk ozon tüpü icat edildi. Ozonun tıp alanında kullanılmasının1935’te Erwin Payr’ın “Cerrahide Ozon Tedavisi” kitabının yayınlanması ile başladığı kabul edilir. 1958’de Joachim Hansler ozon/oksijen karışımının doz ayarlamasını yapabilen ilk tıbbi ozon jeneratörünü geliştirdi. Bu aşamadan itibaren ozonun tıp alanında kullanımı hızla gelişti. Tüm akademik çalışmalarını ozona adamış bir doktor olan Hans Wolff, 1972’de Joachim Hansler ile birlikte “Tıbbi Ozon Derneği”ni kurdu. 1979’da yayınladığı “Tıbbi Ozon” kitabında tıpta ozon uygulamalarını detaylı bir şekilde sunmuştur. Derneğin adı 1993’te “Hastalıkların Önlenmesi ve Tedavisinde Ozon Uygulamaları Tıp Derneği” olarak değiştirilmiştir. Ozon özellikle ağır yaraların iyileştirilmesinde kullanıma girdi. Dekübitis ülserleri, diyabetik gangrenler, radyasyon fistülleri, abseler, arter dolaşım bozuklukları bunlardan bazılarıdır. Dişçilikte dezenfeksiyon, epitelyal yara iyileştirilmesi, ortopedide diz artrozu, gonoartroz, romatoid artritte destekleyici tedavi olarak eklem içine uygulanmaktadır. 1990’lı yıllardan itibaren ozonun farmakolojisi aydınlatıldıkça bağışıklık sistemini güçlendirici, farklı antibiyotiklerle sinerji etkisi ortaya konuldu. Bu konuda Bocci’nin “ozonun immünokompetan hücreleri aktive etmesi”, “ozonun biyolojik etkileri üzerine araştırmalar” çalışmaları dönüm noktasıdır. İlerlemiş peritonit hastalarında ölüm oranının ciddi derecede azalmasını sağlamıştır. 2001 yılında yapılan çalışmalarda ozonun sıtma parazitinin büyümesini durdurduğu tespit edilmiştir. Ozon kandaki ve hücresel antioksidan savunma mekanizmalarını ve doğal radikal yakalayıcı molekülleri aktive etmektedir. Bu mekanizmalarla iskemi/reperfüzyon hasarının etkisini ortadan kaldırır.
Ozon vücuda veya kana verilince hemen vücut sıvılarının içinde oksijenden 10 kat daha fazla çözünür ve güçlü oksidan etkisiyle iyonlar ve biyomoleküllerle (antioksidanlar, proteinler, karbohidratlar ve doymamış yağ asitleri) reaksiyona girer. Ozon bu reaksiyonlar sonucu oluşan hidrojen peroksit ve lipid oksidasyon ürünü olan lipid peroksitlerle etkisini gösterir. Hidrojen peroksit çok önemli bir serbest oksijen radikali olup vücutta bulunan antioksidan mekanizmaları (katalaz, glutatyon sistemi) aktive eder. Hidrojen peroksit kan hücrelerinin içine girerek erken biyokimyasal etkileri ortaya çıkarırken, lipid peroksitler diğer vücut hücrelerinde etki göstererek uzun süren geç biyokimyasal etkileri ortaya çıkarır.
Ozon tedavisi biyolojik veya konvansiyonel tıbbi tedavilerin tamamlayıcısı olarak kullanılmalıdır. Diğer tüm tıbbi tedavi yollarında olduğu gibi ozon tedavisinin başarısı da hastanın sağlık durumuna ve hastaya bağlı faktörlere ve ek olarak ozon tedavisinin sıklığına, uygulanan doza ve başka bir dizi faktöre bağlıdır. Yıllardır yapılan pek çok deneysel ve klinik çalışmalar sonucunda tıbbi amaçlı ozon uygulamasında dozlar, uygulama sıklığı ve uygulama yöntemleri geliştirilmiştir. Fakat pratik uygulamada her hastaya ve hastalığına bağlı olarak ozon tedavisi konusunda uzman doktor uygulamada değişiklik yapabilmektedir. Kanser dahil pek çok hastalığın oluşum mekanizmasına bakıldığında temel nedenin hücrelerin ve dokuların oksijene ulaşmasında ve kullanmasında oluşan sorunlar olduğu görülmektedir. Ozon tedavisi ile hastalıklı bölgeye giden kan akımı ve oksijen konsantrasyonu arttırılarak hücre ve dokuların oksijene ulaşımı kolaylaştırılmaktadır. Ozonun etki mekanizmaları üzerine Bocci’nin çalışmaları çok değerlidir. Ozon tedavisinin tıbbi amaçlı kullanımında doza, uygulama biçimine ve sıklığına bağlı olarak aşağıdaki etki mekanizmalarından yararlanılır:
  • immüno-aktivasyon: bağışıklık sistemini aktive eder
    • immün sistem hücrelerini aktive eder
    • mononükleer hücrelerin aktivasyonu
    • Sitokinlerin serbest kalması (IL-1, IL-2, IFN-ϒ, TNF-α, TGF-β) sonucu tüm immün sistemin aktif hale gelmesi
  • immüno-modülasyon (bağışıklık sistemi düzenleyici): ozon immün sistemi aktive ederken, immün sistemin aşırı çalışması (otoimmün reaksiyon) sonucu gelişen hastalıkların oluşmasına da engel olur
  • enzim aktivasyonu: hücre içine girdiğinde hücrenin enerji jeneratörü olan mitokondrileri de etkileyerek bir dizi enzimin aktivitesini arttırır
  • anti-oksidatif kapasitenin aktivasyonu: hücresel etkileri sonucu anti-oksidasyon mekanizmalarında rol alan moleküllerin ve enzimlerin üretimini ve aktif hale gelmesini sağlar
  • vücutta ürik asidi azaltır ürik asit metabolizmasını düzenler
  • eritrosit metabolizması aktivasyonu:
    • Eritrositleri reolojik özelliklerinin gelişmesi, mekanik etkilere karşı direncinin gelişmesi
    • Eritrosit metabolizmasının aktivasyonu, 2,3-di fosfo gliserat (2,3-DPG) ve adenosin tri fosfat (ATP) artışı
    • Eritrositlerde 2,3-DPG seviyesinin artmasıyla, oksijen taşıma ve dokuya oksijen verme kapasitelerinin artması. 2,3-DPG seviyesi yükseldikçe dokuya verilen oksijen miktarı artar. Bazı patolojik durumlarda örneğin diyabetik hastalarda 2,3-DPG seviyesi azalabilir ve dokulara yetersiz oksijen gitmesine neden olabilir.
  • oksijenin serbest kalma etkisi: oksijenin eritrositlerden kolaylıkla ayrılarak dokulara geçmesiyle dokuların oksijenlenmesinin artması
  • kanın akışkanlığını arttırır, küçük damarlardaki aterosklerotik plakların çözülmesini sağlar, tansiyonu regüle eder
  • anti-enflamatuvar, anti-bakteriyal, anti-fungal, anti-paraziter ve anti-viral (virostatik) etki: hücresel ve hümoral immün sistem aktivasyonu ile bakteri, mantar, parazitler ve virüsleri öldürücü etkileri ortaya çıkar.
  • yara iyileştirme: kılcal damar düzeyinde kan akımının artması ve dokunun oksijene daha rahat ulaşması ve anti-bakteriyal, anti-inflamatuvar etkilerle yaraların iyileşmesi için uygun ortam sağlanır
  • dezenfeksiyon,
  • yara temizleme,
  • platelet (trombosit) agregasyonunu azaltır, kanı seyreltir. Yüksek doz ozon uygulaması ise plateletlerin parçalanmasına yol açarak büyüme faktörlerinin açığa çıkarılmasını sağlar.
  • Ağrı reseptörlerini uyararak ve vücuttaki doğal ağrı kesicilerin salgılanmasını arttırarak ağrının azalmasını ve yok olmasını sağlar.
  • Kemoterapi ve radyoterapinin kanser dokusu üzerindeki etkinliğini arttırırken, yan etkilerini de azaltır
  • Vücut için enerji molekülü olan ATP üretimini arttırarak vücudun dinç ve enerjik olmasını sağlar.
  • Hücre içi metabolizmayı düzenleyerek yaşlanma sürecini yavaşlatır.
  1. Majör otohemoterapi: Hastadan 50-100 ml kan alınarak , ozonla karıştırılır (ozonize edilir). Kan içindeki hücreler (alyuvar, akyuvar, trombositler) ozon ile reaksiyona girerek aktifleşirler. Bu aktifleşmiş kan vücuda geri verilir. Bu hücreler ozon etkisinin tüm vücutta ortaya çıkmasına neden olur. Vücut dışında ozonlanarak aktive olmuş bağışıklık sistemi hücreleri vücuda geri verildiğinde lenfatik (dalak, lenf nodülleri, timus) ve lenfatik olmayan organlara (karaciğer, akciğer) giderek diğer immün sistem hücrelerini aktive ederek tüm vücut immün sistemini aktive eder. Majör otohemoterapi, vücuttaki doğal sitokinlerin fizyolojik olarak serbest bırakılmalarını sağlaması nedeniyle bir endojen sitokin tedavisi olarak kabul edilebilir. Bağışıklık sistemini hastalıklara karşı aktif hale getirir.
  2. Minör otohemoterapi: Vücuttan alınan birkaç ml kan ozonlanarak kas içine enjekte edilir. Bu yöntem ile de benzer sistemik etki oluşturulur.
  3. Rektal yolla ozon uygulaması ile ozon barsak epitelinden hızla emilerek kana geçerek etkisini gösterir.
  4. Açık yaralara özel tasarlanmış kapalı sistemler ülser, dekübit yaraları, yara, açık yara, ameliyat sonrası yaralar, herpes ve enfekte bölgelerde uygulanır.
  5. Ozonlanmış saf su diş hekimliğinde kullanılır.
  6. Ozonlanmış zeytinyağı egzema, mantar vb hastalıkların tedavisinde cilde uygulanarak kullanılır.
  7. Eklemlere enjeksiyon (intraartiküler)
  8. İntervertebral aralığa disk içine enjeksiyon
  9. İdrar yollarına ozon uygulaması ile mesane, üretra ve prostatın enflamasyonun eşlik ettiği hastalıklarda kullanılır.
  10. PRP ile ozon: PRP ile elde edilen trombositten zengin sıvının ozonlanarak hastalıklı bölgeye enjeksiyonuyla hücresel yenilenme ve doku hasarının tamiri yapılır.
  11. Ozon sauna yöntemi
Ozon tıbbi amaçlı olarak, ortopedi, genel cerrahi, fizik tedavi, dermatoloji ve diş hekimliği alanında sıklıkla kullanılmaktadır. Özellikle diyabet komplikasyonlarının tedavisinde kullanılmaktadır. Ozon tedavisinin uygulandığı patolojiler şunlardır:
  • arteriyal dolaşım bozuklukları, geriyatrik (yaşlılığa bağlı) sorunlar, kronik yorgunluk sendromu,
  • karaciğer hastalıkları (ağır metal toksisitesi, hepatit) ve herpes gibi virüslerden kaynaklı hastalıklar
  • enfekte olmuş kötü yaralar ve enflamasyonlu hastalıklar (ülserler ve deri lezyonları, enflamasyonlu barsak hastalıkları (kolit, proktit, fistüller), yanıklar,
  • bakteriyal enfeksiyonlar, mantar enfeksiyonları, viral enfeksiyonlar
  • romatizmal hastalıklar (fibromyalji, artrit)
  • otoimmün hastalıklar (multiple skleroz, lupus)
  • diyabet mellitus (şeker hastalığı) ve komplikasyonları
  • kanser hastalıklarında asıl tedaviye yardımcı ek tedavi
  • diş hekimliği

Türkiye'de ilk defa 2015 yılında üroloji alanında ozon tedavisi uygulamaları kliniğimizde başlamıştır. Kliniğimizde majör, minör, üretral, rektal uygulama yolları başta olmak üzere değişik yöntemlerle ozon tedavisi başarı ile uygulanmaktadır. Bu konuda ilk olmanın ve yıllar içinde kazanılan tecrübenin sonucunda başarı oranımız ve hasta memnuniyetimiz yüksektir.

Ozon tedavisi pek çok ürolojik hastalıkta tedavi edici veya destekleyici tedavi olarak uygulama alanı bulmaktadır:
  • Kronik prostatitler
  • Sık tekrarlayan akut prostatitler
  • Sık tekrarlayan dirençli akut ve kronik sistitler
  • İnterstisyel sistit
  • Radyasyona ve kimyasallara bağlı sistitler
  • Sıkışma ve sıkışma tarzı idrar kaçırma (aşırı aktif mesane)
  • Üretritler (bel soğukluğu)
  • Akut ve kronik orşit ve epididimit
  • Sertleşme sorunu (PRP ile birlikte)
  • Kronik pyelonefrit
  • Travma veya cerrahi komplikasyon olarak gelişen üretra (idrar kanalı) darlıkları
  • Fournier gangreni
  • Testis torsiyonu gibi iskemi/reperfüzyon hasarı olan durumlar
  • Sepsis
  • Kanser hastalarında radyoterapi ve kemoterapi sırasında destekleyici tedavi
Ozon tedavisi eğitimli ve uzman doktorlarca uygulandığında bilinen en güvenli ve yan etkisi olmayan bir tedavidir. Ozon yanlışlıkla solunduğunda çok hassas kişilerde gözlerde yanma, öksürük, bulantı, kusma ve baş ağrısı hafif şekilde görülebilir. Rektal uygulamada hafif rahatsızlık, gaz çıkarma hissi, kısa zamanda geçici hafif kramplar olabilir. Bazen hastada Herxheimer (iyileşme) semptomları görülebilir. Bu nezle benzeri kendini yorgun, bitkin hissetme gibi semptomlardır. Bu semptomlar geçicidir, tedaviye devam edildikçe kendiliğinden geçer. Bu durum ozon tedavisine spesifik bir durum olmayıp, vücudun verdiği bir iyileşme tepkisidir.
Ozon tedavisi,
  • Gebeliğin ilk 3 ayında
  • Favizim (bakla allerjisi) olan hastalarda (glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enzim eksikliği olduğu için)
  • Aşırı alkol kullananlarda
  • Hipertiroidizm (aşırı çalışan tiroid bezi) varlığında
  • Anemi ve kanama-pıhtılaşma bozukluğu olanlarda
  • Trombosit sayısı düşük olanlarda
  • Kardiyovasküler yetmezliği olanlarda
  • Yakın zamanda serebrovasküler olay (felç) veya myokard enfaktüsü (kalp krizi) geçirmiş olanlarda
  • Bilinci kapalı yoğun bakım hastalarında
  • İmmünsüpresif ilaç alanlarda veya kronik enfeksiyon nedeniyle immün sistemi ciddi derecede baskılanmış hastalarda
  • İleri evre kanser hastalarında
  • Ozon tedavisini tolere edemeyen veya ozona alerjisi olanlarda kullanılmamalıdır.
11