444 1 633 0(553) 034 2205 prof.sinanekici@gmail.com

Prostat Kanseri

PROSTAT KANSERİ KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Dünya genelinde prostat kanseri erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanserdir. Kansere bağlı ölümlerde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alır. Erkeklerin kabaca %15-20’sinde prostat kanseri tanısı konulur, %3’ünde prostat kanserinden ölüm görülür. Ülkemiz için kesin veriler mevcut olmamakla birlikte 2010’da yapılmış Prostat-Türk Çalışması 27.7/100 bin insidans verisini ortaya koymuştur. Bu sonuç Türkiye’de de batılı ülkelerdekine yakın sıklıkta prostat kanserine rastlanıldığını göstermektedir.

Prostat kanserinin nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Fakat, yapılan çalışmalar sonucu 3 kesin risk faktörü belirlenmiştir: Yaş: Yaş ilerledikçe prostat kanseri görülme riski artar. Prostat kanseri “latent form” ve “klinik aktif form” olmak üzere birbirinden çok farklı karakterde, iki ayrı formda bulunmaktadır. Latent formda histolojik düzeyde olan prostat kanseri odağı hayat boyu hiç tanı konulmadan sessiz kalabilirken, klinik aktif formda genetik bir yatkınlıkla birlikte olumsuz çevre koşullarının ve bilinen bilinmeyen pekçok risk faktörünün biraraya gelip etkin olması sonucu, klinik olarak önemli hale gelebilir, prostat dışına yayılabilir, metastaz yapabilir. İki form arasındaki ilişki tam olarak ortaya konulabilmiş değildir. 50 yaşındaki bir erkeğin yaşamı boyunca latent prostat kanserine yakalanma riski % 40, klinik aktif prostat kanseri teşhis edilme riski % 9,5 ve bu kanserden ölme riski ise % 2,9 olarak hesaplanmaktadır. 80 yaşındaki erkeklerin %60-70’inde latent prostat kanseri tespit edilmektedir. Genetik yatkınlık: Kanser geliştirme riski, birinci derece akrabalarından bir kişide prostat kanseri olanlarda 2 kat, iki kişide olanlarda 5 kat, üç kişide olanlarda 11 kat artmaktadır. Ayrıca, ne kadar erken yaşta ortaya çıkmış ise, diğer aile bireylerinde kanser çıkma olasılığı o kadar artmaktadır. Ailede birden fazla kişide görüldüğünde bu kanser “ailesel prostat kanseri” olarak tanımlanmaktadır. Daha erken yaşta ortaya çıkmaktadır. Tüm prostat kanserlerinin %9’u ailesel prostat kanseridir. Meme ya da kolon kanserine yakalanmış aile yakını olanlarda da prostat kanseri riskinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Irk: Siyah ırkta daha sık, sarı ırkta daha az görülmektedir. Kuzey Amerika ve Avrupa’da daha sık görülürken, Doğu Asya’da daha az görülür. Yaş ve aile öyküsü en önemli risk faktörleri olduğu için, prostat kanseri araştırılması 50 yaşından itibaren önerilirken, ailesel prostat kanseri varlığı söz konusu ise 40 yaşından itibaren başlatılmalıdır. Latent prostat kanseri sıklığında ırklar ve ülkeler arasında farklar olmadığı gösterilmiştir. Bu da klinik aktif prostat kanserinin oluşumunu kolaylaştırdığı düşünülen diğer risk faktörlerinin varlığını düşündürmektedir:
diyet (1)
  • Beslenme alışkanlıkları (bol hayvansal yağ içerikli, az fibrinli ve posalı gıdalar)
  • Güneş ışığından yeterince yararlanamama (prostat kanserine karşı koruyucu özelliği bulunan A ve D vitaminlerinin eksikliği). Güneş ışığını daha az alan kuzey Avrupa ülkelerinde prostat kanserinden ölüm oranları daha yüksektir. Benzer şekilde, derilerindeki yüksek melatonin seviyesi nedeniyle güneş ışığını yeterince alamayan siyah ırkta kanser sıklığı ve kansere bağlı ölüm oranı yüksektir.
  • Kadmium içeren işyerlerinde çalışmak: örneğin lastik endüstrisi
  • Testosteron: Prostatın epitel hücrelerinin çoğalması, farklılaşması ve işlev görebilmesi için testosteron gereklidir. Fakat, ilerleyen yaşla birlikte testosteron aktivitesinde bir artış oluşur. Bu da histolojik düzeyde bir prostat kanseri odağı varsa klinik olarak önemli bir prostat kanseri haline dönüşmesine neden olur.
Önlenebilir kesin bir risk faktörü bugüne kadar belirlenemediği için, sağlıklı beslenme kuralları çerçevesinde muhtemel risk faktörlerine yönelik önlemler alınabilir. Yüksek hayvansal yağ oranı ve kırmızı et içeren gıdalar, testosteron etkisini arttıran ve kanser gelişimini hızlandıran kötü kolesterol denilen LDL (low-density lipoprotein) seviyesini arttırmaktadır. Obezitede artan vücut yağ dokusu içinde bulunan leptin gibi proteinler ve insulin benzeri büyüme faktörü gibi hormonlar prostat kanserinin ilerlemesini arttırmaktadır. Ayrıca aşırı miktarda kalsiyum alınması D vitamininin vucuttaki sentezini azaltmaktadır. Ek olarak, sigara kullanımı pekçok kanser türünde olduğu gibi prostat kanseri oluşumunda ve ilerlemesinde de rol almaktadır. Bu risk faktörlerinden uzak durulması veya en aza indirilmesi önerilmektedir. Beslenme alışkanlıkları değiştirilerek, daha çok fibrinli posalı gıdaları temel alan sebze ve meyve gibi doğal ürünlere ağırlık verilebilir. Antioksidan özellik içeren gıdaların yanında, likopen içeren domates, omega-3 içeren somon ve tuna balığı önerilmektedir. Fakat, likopenin etkinliğinin araştırıldığı 8 randomize kontrollü çalışmanın sonucunda likopenin prostat kanseri oluşumunda önleyici olduğu yönünde güçlü bir veriye ulaşılamamıştır. Benzer şekilde, Selenium and Vitamin E Cancer Prevention Trial (SELECT) çalışması da prostat kanserini önlemede selenyum ve E vitaminin etkili olmadıklarını ortaya koymuştur. Beslenmenin etkileri konusunda çalışmalar devam etmektedir. Normal prostat dokusunun büyümesi ve canlılığının korunmasında testosteron ve D vitamini önemli rol alır. Testosteron hücre çoğalmasını arttırırken, D vitamini azaltıcı etki gösterir. Testosteron etkisini azaltmaya yönelik, fitoöstrojen içeren soya fasülyesi tüketimi, kilo kaybı sağlayan düzenli egzersiz yapılması önerilmektedir. Bununla birlikte, vücutta testosteron etkisini azaltıcı ilaç kullanımını araştıran çalışmalar(Prostate Cancer Prevention Trial (PCPT), Reduction by Dutasteride of Prostate Cancer Events (REDUCE)) prostat kanseri oluşumunu önlemede yeterince etkili olmadığını, yan etkilerinin yanı sıra yüksek dereceli prostat kanseri oranında da artışa neden olabileceğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, genetik faktörlerin en önemli risk faktörü olduğu bilinirken, diğer dış faktörlerin de etkili olabileceği fakat bu konuda henüz hayat tarzını, yeme alışkanlıklarını değiştirmeyi gerektirecek yeterli kanıta sahip olmadığımız görülmektedir. Bu konuda yapılan ve yapılacak çalışmalarla prostat kanserini önlemeye yönelik ipuçları elde edileceği beklenilmektedir.
12